|
 |
| |
| |
17 Kasım 2007 |
|
 |
|
 |
| |
| 1 ayda neler olmuş? |
Bu sefer bu kadar uzun süre sesimin çıkmamasının nedeni ufak bir operasyon geçirmemdi...Kasığımda bir sancı şikayeti ile gittiğim doktordan kistimin ameliyatla alınması gerktiğini öğrenerek çıktığımda ilk defa ameliyat olacağım için endişeliydim. Neyse çok şükür herşey yolunda gitti, o pist kistten kurtuldum nur topu gibi bir ameliyat izi edinip sağlığıma kavuştum...
İnsan gerçekten sağlığının kıymetini kaybedince anlıyor...Allah'a dermansız dert vermemesini dua ettim bol bol...Ben çok pipirikli bir insanın zaten bir de araştırınca sürekli kafaya takacak şeyler bulabiliyorum, astımım olduğu için anesteziden korktum ama anestezistim çok şeker bir kadındı, onunla tanışınca ve kendi doktoruma danışınca rahatladım...Ameliyattan önce verdikleri ilaçta beni rahatlattı, kuş gibi girdim çıktım...Ben odaya geldiğimde minik kardeş fotoğraflarımı çekmiş, herkes suratımın tiyato amblemindeki ağlayan surata benzediğini söyledi, dudaklaımı sarkıttıp yatmışım sürekli, onlar da ağrım olduğunu düşünmüşler...O ilk gün anestezi etkisi ile sürekli uyuduğum için birşey anlamadım ama ertesi gün beni kestiklerini anladım...
20 gün anne bakımında geçirince turp gibi oldum...Annem bu kadar süre içinde bana bakmakla kalmadı tüm evimi, dolaplarımı elden geçirdi...Gereksiz bir sürü şey ihtiyacı olanlara gitti, ev rahatladı, ben rahatladım, bir düzen geldi eve...Her gün sıcacık anne yemeği yedim, bir sürü film izledim...Bir de ne zamandır izlemeye yeltenip başlayamadığım Lost'u bitirdim...
Eve olduğum sür içinde düzenli bir hayatım oldu, ilaçlarımı zamanında almak için erken kalkıp doğru düzgün vakitlerde yattım...Yemeklerimi düzenli yedim...Kahvaltı esnasında sabahki kadın programlarına bakmaya ancak 1-2 gün dayanabildim...Tabir edecek kelime bulamıyorum ki cümle kurayım diyeceğim...Seviyesizlik diz boyu saçma sapan, insanların beynini uyuşturan pogramlardı...İyi ki Lost cdlerim vardı...20 gün çok uzun da gelse zaman su gibi akıp geçti, yattığım için dışarı çıkamadığım için sıkıldım ama sağlıklı olsaydım sıkılmayıp mutlaka yararlı uğraşlar bulabileceğimi düşündüm...Şimdi yine iş - ev döngüsünün içindeyim...Sanki gitmediğim 20 günde trafik daha da artmış...İşler coşmuş...Kış gelmiş...Onun dışında hiçbirşey değişmemiş...Sadece artık sabahları trafik yüzünden mesaiye yetişemediğimiz için daha erken bir saatte evden çıkacağım...Bakalım haftada kaç kez servisi kaçıracğım...Sabah erken uynmak benim için kabuus... |
| posted by pirik @ 17.11.07 |
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
|
 |
|
 |
| |
| Roma |
| Öğlene doğru Roma'daydık, artık yağmur, çamur peşimizi bırakmıştı, Roma aşırı sıcaktı...Rehberimiz bizi önce Vatikan'a götürdü, kiliseyi gezdikten sonra şehir merkezine Trevi ile İspanyol merdivenlerini görmeye...Herkes merdivenleri görünc bir hayalkırıklığı yaşadı...Hızlı ve sıcak dolayısı ile yorucu bir gün olmuştu, rehberimiz o gün için bize diğer zamanlara nazaran daha kısa serbest zaman verdi ve şehirden biraz uzak olan otelimize gittik...Otel fena değildi ama biz şanssız çiftin kliması çalışmıyordu, odamızı değiştirmek zorunda kaldık...Ertesi gün rehberimiz herhangi bir tur ayarlamamıştı, herkes serbestti...Ben Vatikan Müzesi'ni görmeyi çok istiyordum, grupta minik bebekleri ile katılmış 1 çift vardı onlarda bizimle gelmek istedi...Müzeye vardığımızda kuyruğun uzunluğu bizi şaşırttı, sonra ben ve Ö. içeri girmekte ısrarlı davranınca Pirik ve S. Bey bebeği alıp dolaşıp, birşeyler atıştırmaya karar verdiler...Biz Şapelin müthiş duvarlarını, sanat eserlerini hayran hayran seyrederken saatler geçirmişiz farkına varmadan, sonra Pirik'lerle buluşup şehir merkezine gittik biraz vitrinlere bakınıp karnımızı doyurduk...Tanıştığımız çift önceki gün çok hoş bir pizzacı keşfetmişti, ben sebzeli pizzalarına bayıldım...Sonra Collesium'u görmeye gittik, işte o ana öleceğimi zannetttim çünkü sıcaklık 42 derece falandı ve ben şişelerce su içmeme rağmen susuzluğumu dindiremiyordum, Klasik turist pozlarımızı çekip otele doğru dönüşe geçtik, yolda turdan 2 kişi ile karşılaştık onlar da sabahtan beri dolaşmışlar ve çok yorgunlardı...Otobüsümüze bindik ama yanlış yerde indik....Biraz yürüdükten sonra doğru otobüse bindik, biletlerimiz bastığımızda süresinin geçtiğini anladık ama yapacak birşey yoktu yakalanırsak "turist olduğumuzu böyle bir uygulamadan haberimiz olmadığını söyleme" planları yaptık ama kısa mesafe gittikten sonra otelimizin durağına gelmiştik bile, böyle bir yalana gerek kalmadı...Otele gitmeden marketten biraz alışveriş yaptık, abur cubur aldık...O gün turdaki en en ama ennnn yoruldğum gündü, 20.00de uyuyup kalmışım....Ertesi gün erkenden kalktık Pompei - Napoli turuna katıldık...Pompei'de açık alanda dolaşırken buraya öğle saatlerinde gelmenin iyi bir fikir olmadığını düşünüp durduk şikayetçi turistler olarak...Napoli ise Pazar günü olması nedeniyle bomboştu biz kısa bir yürüyüşten sonra bir cafede oturup birşeyler içmeyi tercih ettik, rehberimizin dediğine göre eskiden o cafede mafya babaları oturup önemli kararlar alırlarmış...O akşam da çok geç olmadan otele döndük, ertesi gün İtalya'daki son günümüzdü...Sabah bavullarımızı otobüse teslim edip Pirik'le bir otobüse atlayıp şehre kaçtık...Alışveriş yapmak istiyordum ama yapamıyordum oysa aklımda neler vardı, alınacak hediyeler düşünüyordum...Ama her yer çinliler ve onların sattıkları Türkye'de de her köşede bulabileceğimiz saçma sapan şeylerle doluydu ya da 1 maaşımla 1 atkı alabileceğim vitrinlerine yapışıp kaldığım dünyanın en ünlü markaları ile...Orta karar, kendi zevkime göre hiçirşey bulamadım maalesef...Biz de Pantheonu görmeye gittik ve Musa heykelinin bulunduğu adını hatılamadığım kiliseye...Kilisenin bahçesinde uzun bir süre dinlendik, güneşten kaçtık...Karnımızı doyurup grupla buluşup havaalanına hareket için otele döndük...Dönüşümüz biraz olaylı oldu...akşam üstü gibi ben hala önüme gelen her dükkana acaba burda kendime göre birşeyler bulabilirim diye girip çıktığım için Pirik isyan etti ve otel gitmeye karar verdi, ben şu sokağa da bakalım lütfeen bak bu mağaza sooon derken onu biraz kızdırdım ama napalım canım hergün buralara gelme imkanım yoktu ki ben de son anlarımı kendimce değerlendirmeye çalışıyordum...En sonunki bizim ki çekti gitti, bir baktım otobüs durağında :))) Beni beklemiyormuş otobüsü bekliyormuş ::)Havaalanına gidince yorgunlukla biran önce uçağa atma derdindeyken rötar şoku ile karşılaştık...Sabahın bir kötünd İstanbl'a vardığımızda bizi yağmurlu bir hava kaşıladı...İtalyanın tadı damağımda kaldı, hakkını vererek gezmek için kendi kendimize gitme planlarımızı aklımızın bir köşesine yazdık... |
| posted by pirik @ 17.11.07 |
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
15 Ekim 2007 |
|
 |
|
 |
| |
| Floransa |
| Çok geciktim yazmakta ama unutmamak için yazmak istiyorum...İkinci durağımız Floransa’ya sabahın köründe hareket ettik, yemyeşil manzaraların arasından geçerek uzun yollar gittik. Öğlen oraya vardığımızda kısa bir şehir turu ve sonrası yine serbestiz. İlk günün yorgunluğu ile önceki gece uykudan başka birşey düşünmediğiz için kamerayı şarj etmeyi unutmuşuz, dımdızlak kaldık, hızlı, kısa çekimler yaptık...Ben buradaki tarihi dokuya bayıldım, heryerdeki heykellere de...nereye bakacağımı şaşırarak yürüdüm tüm yolları...benim Türk yemeklerini tatilin hemen 2.günü özleyen kocam öğle yemeğini türk dönercide yedi ve “ohh doyduğumu anladım” diye yorum yaptı...Turla gidenlerin handikapı burada da başgösterdi, çevreyi mi dolanayım, müzemi gezeyim derken, çok ama çok görmek istediğim Uffizi’nin kuyruğunu görünce yine hayalkırıklığı yaşadım...Ünlü domuz heykelciğinin burnuna para sürüp attım, mazgaldan düşmedi, bu dileğimin olmayacağına işaretti ama üzülmedim, güldüm geçtim...San Lorenzo pazarına gittik ama alacak hiçbirşey bulamadım magnetten başka, çünkü sanki bizim klasik halk pazarlarını geziyor gibi hissettim, çin-hint malı satan tezgahlara baktıkça...Sonra Gilli’de tiramusu yerdim, dinlenirken...Birkaç mağazaya girdik çıktık...Akşam otelimizin olduğu Monte Catini bölgesine gittik, ben burayı çok sevdim iyi ki burada kalmışız dedik ama otel berbattı...8den sonra ortalarda kimsenin olmadığı Venedik’ten sonra cıvıl cıvıl sayfiye yeri bünyeye iyi geldi...Akşam gruptaki herkes pizza yemek istedi, rehberimizde bir yer önerdi, birlikte gidebileceğimizi söyledi, pizzada ısrarcı olmasakta bizde takıldık peşlerine...Tam restauranta giriyoruz heryerde karşımıza çıkan Türk turist kafilelerinden birinden kopmuş bir teyze “aaa sakın girmeyin, servis berbat, aç kaldık, ilerde bir Türk restaurantı varmış onu bulalım” diye hayırarak çıkınca biz de oradan hafiften uzadık...Az ilerdeki Ali Baba Dönercisi’ne girdiğimizde içerisi Türk kaynıyordu “oh oh doyduk, pek de lezzetli” sesleri eşliğinde bizde karnımızı doyurduk...Ertesi gün bizim gruptaki şikayetleri de duyunca gece yerinde bir karar verdiğimizi anladık...Grup, Floransa’daki 2.günümüzde Pisa-Siena turuna katılacaktı. Biz Pisa’ya kendimiz gitmeyi tercih ettik...Daha insani bir saatte uyanıp, trene bindik, 1 saat sonra Pisa’daydık...Pisa bizi bulutlu bir hava ile karşıladı, sakin sakin gezip, istediğimiz heryerin tadını çıkardık, tam Pisa fotoğrafları çekilirken sağanak yağmur başladı bu sefer şemsiyemiz vardı tedbirliydik...Ben klasik tek eli ile Pisa’yı tutan pozlardan çekilmek istedim, pirik’e boy boy poz verdim sonra bir de baktım fotolarda ben bir yerde Pisa bir yerde...benim sıkılgan kocam fotoğraf çekmekten hem de şemsiye altında -binbir şekle girip- sıkıldığı için pozları savsaklamıştı...ama pes ettim mi hayıııır...o pozlar bir daha çekildi...sonra dönüş trenimiz için istasyona gittik...o sırada italyanca bir anons yapıldı ama anlayan yok tabi...biz oturup beklemeye devam ediyoruz...sonra heyecanlı bir İtalyan amca geldi bütün kek gibi oturan, İtalyanca bilmeyen turistleri toparladı...meğer trenin peronu değişmiş, amca tam Türk tipi bizi rayların üzerinden karşı perona geçirirken görevliler alt geçiti kullanmamız için uyardı, trenin kalkışına sadece 1 dakika var...koştura koştura kendimizi trene attık, daha nefesimiz düzelmeden tren hareket etti...amca inadından vazgeçmeyip rayların üzerinden atlayıp trene yetişmişti...kendisine çok ama çok teşekkürlerimizi sunduk biz garip turistleri uyardığı için...Monte Catini’ye geldiğimizde kendimizi bir markete attık, merkette başka bir amca ile karşılaştık bizi trnde görmüşler ayaküstü sohbet ettik ço şeker insanlardı, market ziyaretimizden bir sürü abur cubur alıp odamızda kendimize ziyafet çektik, bir çeşit piknik yaptık denilebilir...Aslında Siena’ya da gidebilirdik ama benim koşturmaktan hoşlanmayan kocam böylesini sakin bir gezi planını tercih etti...ben sonra konu ile ilgili beynini yedim tabiii...O gecemizi de Floransa’da geçirip ertesi sabah Roma’ya doğru yola çıktık... |
| posted by pirik @ 15.10.07 |
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
15 Eylül 2007 |
|
 |
|
 |
| |
| tatil - venedik |
Herşey çok olaylı başladı...Gideceğimiz turun programını çok önceden almıştık. Uçuşumuz 20 Ağustos 02.35teydi. Yani 19’unu 20’ye bağlayan geceyarısı uçacaktık. Tur şirketinden son hafta içinde hiç arayan soran olmadı, en son ben detaylı tur programını istediğimde Cuma akşam mail attılar. Ben tur programının çıkışını aldım işten çıkarken yanıma, Pirik’e de mail attım. Açıkçası tüm detayları okumadım çünkü daha önce gönderdikleri bilgileri okumuştum. Sadece buluşma saatine baktım, 21:30du. Sonra efendim biz cmt gecesi hazırlandık, gittik havaalanına tur şirketinin bankosunu arıyoruz ama ortalıkta öyle bir banko görünmüyor o an geç de olsa dank etti bana çıkarıp kağıtlara baktık ki, uçak saati değişmiş, buluşma ertesi gün 20 Ağustos 21.30da. Ben de garip bir hayal kırıklığı ve trajikomik halimize gülme heyezanları Pirik’te ise müthiş bir sinir. Kabak benim başıma patladı bir de, daha dikkatli okusaymışım...Peh...ben mail atmışım, bu yolculuğa çıkacak kişilerden biri sensin, sen de okusaydın o zaman diye didişe didişe, güle güle evimize döndük o gece. Her işte bir hayır vardı ne de olsa.
Ertesi gün doğru zamandı, emindik (mi acaba)...benim hala tereddütlerim vardı, seyahat acentasından ok.letmeme rağmen. Arabayı bizim işyerine bıraktık, havaalanına geldik o da ne Pirik telefonunu arabada unutmuştu.Aksilikler bitmek bilmiyordu ve benim gibi batıl inançları olan, başına gelen herşeye bir anlam yükleyen bir kişi hemen düşünmeye başladı “Allahım yoksa bu yolculuk hayırlı değil mi, başımıza birşey mi gelecek, uçak mı düşecek, niye bu kadar aksilik oluyor” diye...
Neyse olaylı yolculuğumuz sonrası sağ salim vardık o gece Venedik’e...Otelimiz eski şehrin bayağı bir uzağında olduğu için zifiri karanlıkta otelimize ulaştık...Çok şirin bir yerel oteldi, ben bu seyahat boyunca kaldığımız otellerden en çok burasını beğendim, Hotel Casalta...
Ertesi gün erkenden yollara dökülüp kısa bir tekne yolculuğu ile çok ama çok görmek istediğim Venedik’e vardık...Ben bu şehre bayıldım...Önce rehber bize tarih, müzeler v.b. kısa bir bilgi verdi, kısa bir tur attık kendisi ile ve saat 17.00de gondola bineceğimiz yerde buluşmak üzere ayrıldık. Ben aslında Burano adasını görmek istiyordum ama saat kısıtımız ve görmek istediğim dar sokaklar, kanallar nedeniyle bundan vazgeçtim. Birçok sokağı hayranlıkla gezdik...Beni bıraksanız orada yaşayabilirdim. Turla gitmenin kötü yanlarından biri belirli saatlere uyma zorunluluğu bu nedenle müzelerin önündeki metrelerce kuyruğu görünce sokakları keşfetmek bize daha çekici geldi...Maalesef çok istediğim halde hiçbir müzeyi gezemedim burada...Sonra gondol hayalleri kurarak buluşma yerine yürürken, gök delindi tabirinin gerçekliği ile tanıştık, Allahım o ne yağmurdu, ıslandık, donduk...Ve tüm gondolcular gondollarının üzerini kapatıp gittiği için bizim gezi yalan oldu...Meydanda şemsiye satan zencilerden bir tanesinden pazarlıkla aldığımız şemsiyemizin altında başka çaremiz yoktu...Kısmete bak Venedik’e gir gondola binmeden gel...Neyse bari çan kulesine çıkalım dedik muhteşem manzarayı izlemeye, 100m.lik kuleye çıkan asansörün içinde daha bana bir korku geldi, ya asansörde kalırsam...Ya yazarken düşünüyorum de hep olumsuz şeyler düşünüyorum...Ama bu düşüncemin altında asansör fobim yatıyordu, ben senelerce asansöre binmedim ama yakın zamanlarda kendimi alıştıra alıştıra bu korkumu yendim, buna evimin 7.katta oluşu ve benim hergün bunu birkaç defa inip çıkacak gücü kendimde bulamamın da faydası vardır şüphesiz...Kulenin tepesinde de aşağıya bakmakta bir hayli güçlük çektim, ama manzara soğuğa rağmen harikaydı...Aşağı indikten sonra eve bir magnet alamak için tüm magnetçileri dolaştım, abartmıyorum her dükkanda onlarca magnet vardı ama ben hiçbirini beğenmiyordum...Pirik bu noktada isyan bayrağını çekti...Çünkü ben bir Venedik maskeleri hayranı olarak tüm dükkanların camlarına yapışıp kalıyordum...En sonunda birine kendimi attım ve birine sahip oldum...Çok ama çok beğendiğim bir maskem var artık odalarımızın duvarlarından birinde yerini almayı bekleyen... İlk gün karnımızı makarna ile doyurduk. Kocaman enfes dondurmaların tadına baktık. Doyurduk diyorum ama makarna Pirik’i kesmedi kendini Mc donalds’a zor attı...Sonra bizim karnımız tok kuşlarınkini de doyuralım dedik, San Marco meydanındaki kuşlara yem verirken hepsi enim üstüme çullandı, kollarım çizik içinde kaldı, Hitchcock’un filminden fırlamış gibilerdi...Kameradaki görüntülerime bakınca çok güldüm halime, onlardan kaçmak için çırpınışlarıma ama inatçı birinin kafama yapışıp ayrılmamasına...
Ve koştur koştur geçen birgünün sonunda çok sevdiğim, doyamadığım Venedik’i ardımızda bırakıp otele döndük. Nasıl uyduğumu hatırlamıyorum.
Ertesi gün erkenden Floransa’ya gitmek üzere yola koyulduk. Görmeyi en çok istediğim 2.şehre... |
| posted by pirik @ 15.9.07 |
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
13 Ağustos 2007 |
|
 |
|
 |
| |
| önce özetler.. |
Geçtiğimiz haftasonu nasıl dingin, huzurluysa bu haftasonu da bir o kadar yoğun ve hızlı geçti...geçen haftasonunda 1 Nilüfer konseri, bir seesi-sakin şehirden uzak bir mekan dayemece içmece, ile ziyaretleri sığdırmışken bu hafta oray koştur buraya koştur şeklindeydi...Önce haftaiçi ramazan gelmeden çıkmak istediğmiz iznimizle ilgili kararsızlıklarla geçti...oraya mı gidelim buraya mı derken bir karar verdik...İtalya'ya gidiyoruz, kısmet olursa...böylece pasaport v.b. işlemler için kendimizi Perşemde yollara vurduk...5 senedir inatla değiştirmediğim nüfus cüzdanım aksi bir polis amcanın sert ikazı ile 1 saat içinde değişmişti...pirikyusun nüfus cüzdanına da bir bahane buldular o da değişti...tam sıcaktan patlamış resmi işlemlerden kurtulmuştuk ki bir telefon geldi, kayınvalidem acil fıtık ameliyatına giriyordu...ya bir ailenin başına da bu aralar sağlıkla ilgili bir sürü terslik geliyor hadi hayırlısı...
ilk gece ben kaldım yanında...cumartesi çıktı hastaneden...ben o gün evimi derleyip toplayıp gelebilecek geçmiş olsun ziyaretçilerine mama yaptım...bu arada elimi yaktım:(...Burcu'nun şeftalili meşhur kekini yaptım süpper oldu...Uyduruk bir peynirli poağaça, pekmezli kurabiye(bayağı övgü aldı, yaşasın yemek blogları) ve trufçuklar (evde kalan yarım bisküvi paketleri ganajın içina karıştırdım) yaptım...
dün de bütün gün onlardaydık...annesi hastanedeyken babasına kuzeni bakmıştı dün onlar evlerine dönünce, Pirikin ablası da gece evinde uyuyup dinlenmek isteyince benim gönlüm iki hasta insanın ve yaşlı anneannenin yapayanlız kalmalarına elvermedi, benim isteğimle pirik orda kaldı akşam...
pirik'in annesi kayınvalidem yani çok çok iyi bir insan, biliyorum yüzyıllardır süregelen bir konudur bu gelin-kaynana anlaşmazlığı ama bu noktada tütütü maşallah diyerek söylüyorum ki o çok başka bir kadın...onun gibi fedakar, herkesin yardımına koşan özellikle en yakınlarının hertürlü hep yanında olan, insanları kırmamak için bin takla atıp kendi kırılan, kırılsa da kimseye tek laf etmeyen bir insanın kendi elinde olmadan yatağa düşmesi ve bazı davanışlara en yakınları tarafından maruz kalması benim canımı çok acıttı haftasonu...sürekli kavga ettim içimden içimden, bazen dışımdan pirik'in kafasını şişirdim...pirik de fazla saygılı ben onun konumunda olup bu olanlara şahit kalsaydım tepkilerim çok daha farklı olurdu...hayat bazen hiç ummadığın yerlerde ummadığın şeylere tanık ederek seni güzel dersler veriyor, belki kendi yakınlarında karşılaşamayacağın olaylarla atasözlerine canlı örnekler gösteriyor...Allah hayırlı evlat versin...hayatın hergünü bir ders hakikkatten...
neyse biraz güzel şeyler de yazayım....tatile 1 haftam kaldı bu haftaiçi bir sürü çamaşır yıkayıp herşeyi son güne bırakan son dakika insanı olarak bir dünya ütü yapmam lazım...bu arada venedik, floransa, roma'ya gitmiş blog insanları burda mutlaka şunu ye, bunu izle buraya uğra, şunu al diyenleriniz varsa önerileriniz beklerim efendim...
*not:klimalı ofisten dışarısı parçalı bulutlu gözüküyor nasıl eve gidip hamurlarla oynayasım boş boş yayılasım var anlatamam. |
| posted by pirik @ 13.8.07 |
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
02 Ağustos 2007 |
|
 |
|
 |
| |
| yine yeni yeniden... |
yazdım yazdım sıkıldım, burayı silmeye de kıyamadım, akışına bırakmıştım herşeyi ki baktım burası bomboş kalmış, içime sinmedi...yazayım dedim yine...eski okuyanlar beni unutmuştur ama ben zaten ilk başta kendi kendime yazmak için çıkmıştım yola...ne zamandır yamadığımı bile hatırlamıyorum ama aylaaar oldu diyebileceğim bir uzunluk...neler yaptım bunca zaman diye baktım da;
*hala çalışıyorum, deli gibi yoğun günlerden sonra inanılmaz sakin bir dönem yaşıyoruz. her sabah "ee iş yoksa niye gidiyorum ki o kadar yolu" diye söyleniyorum ve hala her sabah çok zor uyanıyorum...arada bir (bir ara sapıtmıştık itiraf ediyorum) erken çıkıyoruz, kaçıp kaçıp...
*kayınpederim hastalandı, daha önce atlattık dediğimiz hastalık nüksetti...kötü günler geçirdik...bu arada tedavi olduğu yere yakın olması için ve beğendikleri bir evi kaçırmamak için apar topar evlerini taşıdık...1 ay kadar bizde kaldılar...hastalığın teşhisi, kabulleniş, tedaviye başlama v.b. sıkıntılı zamanları birlikte atlattık...herşey şimdi çok düzelmese de düzelme yoluna girdiği için daha rahatız... *sonracığıma ben 11 kg kadar verdim...baktım aldım başımı gidiyorum, kendi kendime birşey yapacağım yok, bir diyetisyene gittim, 3 ayda sonuç bu...artık 38 bedene girebilen bir insan olarak yaşadığım rahatlığı anlatamam, eski pirik oldum...bu arada dr. ilk gittiğimde ilk başlarda kilo verdiğinizi söylediklerinde mutlu olacaksınız sonra sıkılırsınız dedi, ay dedim böyle birşey için sıkılınırmıymış...evet, sıkılınırmış...nankörüm işte... *sonra sonra ne zamandır ertelediğim direksiyon dersini almaya başladım...son 1 dersim kaldı ki bir türlü zaman bulup gerçekleştiremediğimiz...kayınvalidemin evine kendi kendime gidebiliyorum, pirikyus yanımda olunca ise bağıra çağıra gidiyoruz...herşeyi eleştiriyor hatta ve hatta direksiyona müdahale ediyor, deliriyorum...şu dersi de alıp programı tamamlarsam süper olacak...
*bir de hayallerini gerçekleştirmiş örnek bir insan olan arkadaşımdan şeker hamuru dersi aldım, sonra onun sayesinde tanıdığım üstad Ebru Kaçmaz'dan modelleme dersi aldım ve ben bu işe bayıldım... yaptıklarım, fotoğraflar kötü de olsa aşağıda efenim...
ilk şeker hamurlu pastam
 modelleme kursundan sonra hızımı alamayıp evde yaptığım çocuklar  hızımı alamadım demiştim size, hazır pastaban ile yaptığım mini uyduruk pastacıklar  modelleme eğitiminin ilk harikası (kuzguna yavrusu ne görünürdü?)  modelleme eğitiminin ikinci harikası *** eylemlerim devam edecek.*bu derslerde bir de bonus olara 2 cici arkadaş kazandım; Duygu ve Aslı*erken bir tatil yaptım...haziran'da...okullar kapanmamış olduğu için çoluk çocuksuz çok sakin ve güzel bir tatil oldu...ee tatil erken olunca ben bu aralar tatil krizine girdim yine...ramazandan önce bakacağız birşeyler... *benim minik kardeşim mezun oldu...tatilden sonra çalışma hayatının kollarına kendisini bırakacak...
*hımm sonra sonraaa...aklıma gelenler bu kadar...özlemişim yazmayı galiba...arayı bu kadar açmayacağım bir daha... |
| posted by pirik @ 2.8.07 |
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
|
 |
|